İnsan İzi Derneği Başkanı Umut SARIKAYA İle Söyleşi İnsan İzi, Umudun Adı
İnsani yardım anlayışını sadece "yardım ulaştırmak" değil, "birlikte inşa etmek" olarak tanımlayan İnsan İzi Derneği Başkanı Umut Sarıkaya, Somali'de başlayan yolculuğunu ve Afrika'da kalıcı izler bırakma hedefini dergimize anlattı. Geride kalan sadece projeler değil; umut, emek ve insan hikâyeleri... Hepsi ve daha fazlası bu söyleşide…
Söyleşi: Sare KURU
Sizi tanıyabilir miyiz?
İstanbul Şişli doğumluyum. Lise yıllarından itibaren sosyal sorumluluk projelerinde yer alarak sivil toplumla tanıştım. Üniversitede grafik tasarım eğitimi alırken hem sahada hem de yönetim kadrolarında uluslararası insani yardım projelerinde çalıştım. Bu süreç bana hem mesleki hem de insani anlamda çok şey kattı.
Eğitim sonrasında özel sektörde kurumsal ilişkiler ve pazarlama alanlarında üst düzey görevler üstlendim. 2016 yılında kendi reklam ajansımı kurarak iş dünyasındaki girişimcilik yoluna adım attım, hem ticari hem de sivil toplum alanındaki çalışmalarımıza gücümüz nispetinde devam ediyorum.
- İnsan İzi Derneği nasıl doğdu? Bu yolculuğa çıkmanızda sizi en çok etkileyen şey neydi? Derneğinizin adında geçen “İnsan izi” kavramı neyi ifade ediyor? Bu isimle nasıl bir mesaj vermek istediniz?
2014 yılında Somali’ye yaptığım bir seyahat, hayatımda derin izler bırakan bir kırılma noktası oldu. Orada karşılaştığım yoksulluk, susuzluk ve çaresizlik; yalnızca anlık yardımlarla çözülemeyecek kadar sistematik ve derin sorunlardı. Bu gerçek, insani yardım anlayışımı tamamen dönüştürdü. Sadece ihtiyaç gidermek değil, kalıcı çözümler üretmek gerekiyordu. O günden sonra sahada daha aktif yer alarak, sürdürülebilir, yenilikçi projeler geliştirmeye ve kıtayı tanımaya odaklandım.
2021 yılında ise artık bu fikri kurumsallaştırmanın vakti geldiğine inandım. Sadece yardım götüren değil; araştıran, denetleyen, iz bırakan bir yapı kurmak istedim. Bu hayalle İnsan İzi Derneği’ni kurdum. Çünkü inanıyorum ki, insanın asıl izi; geride bıraktığı hayırda, dokunduğu hayatlarda ve değiştirebildiği kaderlerde gizlidir. Bu isimle geçip gitmek değil, iz bırakacak bir felsefe oluşturmak istedik.
- Afrika kıtasında ne tür insani yardım çalışmaları yürütüyorsunuz? Hangi ülkelerde aktifsiniz?
Afrika kıtası, insani yardım yolculuğumuzun en derin izlerinin oluştuğu yerlerden biri. Bugün 26 ülkede, 100’ü aşkın bölgede çalışmalarımız sürüyor. Özellikle Afrika’da Tanzanya merkezli olmak üzere; yetimhanelerden temiz su projelerine, tarımdan sağlık ve eğitim desteklerine kadar geniş bir yelpazede faaliyet gösteriyoruz.
Ancak insani yardım anlayışımız sadece Afrika’yla sınırlı değil, aynı zamanda Türkiye’den Asya’ya, kriz bölgelerinden doğal afet alanlarına kadar uzanıyor. Yaşadığımız son deprem süreciyle birlikte Türkiye’de de daha kalıcı ve uzun soluklu projelere yöneldik.
Biz dernek içinde insani yardımı iki ana başlıkta ele alıyoruz: Geleneksel yardımlar ve sürdürülebilir projeler. Geleneksel yardımlar; acil gıda, kurban, kıyafet, barınma gibi anlık ihtiyaçları karşılamaya yönelik. Ancak esas odağımız, sürdürülebilir bir yardım ekosistemi kurmak. Yani yerel halkın kendi ayakları üzerinde durabileceği, bağımlı değil üretken hale gelebileceği bir yapı oluşturmak. Su kuyuları, eğitim merkezleri, meslek edindirme programları, tarımsal kalkınma projeleri gibi uzun vadeli adımlar atıyoruz.
Çünkü biz sadece yardım götürmek istemiyoruz. İnsanların hayatına kalıcı dokunuşlar yaparak, ihtiyaçtan öte umut taşımayı hedefliyoruz. Ve bu yolculukta her bir katkının, gerçekten bir ‘insan izi’ taşıdığına inanıyoruz.
- Sahada karşılaştığınız en çarpıcı, en unutulmaz olay neydi?
Sahada beni en çok etkileyen şey, gerçekten ‘coğrafya kaderdir’ sözünün ne kadar doğru olduğunu görmekti. Afrika’ya ilk gittiğimde şunu fark ettim: Bizim hayatımızda sıradan gibi görünen şeyler – mesela masanın üstündeki bir telefon, bir kalem, defter, hatta bir çanta – orada bazen hayal bile değil.
Bir yemek masasındaki zenginlik bile insanı düşündürüyor. Biz her gün farkına varmadan ne kadar büyük nimetlerle yaşıyoruz… Ama bu sadece bir farkındalık meselesi değil. 30 yaşımdan sonra şunu daha çok sorgulamaya başladım: Gerçekten mutlu muyuz? Sahip olduklarımız bizi mutlu mu ediyor, yoksa sadece taşıdığımız bir yük haline mi geliyor?
Afrika’da tanıdığım insanlar, dinlediğim hikâyeler bana şunu öğretti: Bazen en yoksul görünen insanlar, aslında en derin anlamları yaşayanlar olabiliyor. Ve biz o uzak coğrafyalara sadece yardım götürmüyoruz; belki de bu çağda hayat nasıl yaşanır, gerçek mutluluk neyle olur, bunu onlardan öğreniyoruz.
Yardım götürdüğünüz bölgelerde öncelikli ihtiyaçlar neler oluyor? Ve siz bu ihtiyaçlara nasıl karşılık veriyorsunuz?
- ğimiz bölgelerde ilk karşılaştığımız tablo genelde benzer: İnsanlar günlük 1-2 dolarla hayatta kalmaya çalışıyor. Eğer bölge bir savaş alanı değilse, en temel sorunlar temiz suya erişim, sağlık hizmetleri ve yeterli gıdaya ulaşmak oluyor.
Biz de önce bölgeyi detaylıca analiz ediyor, ihtiyaçları yerinde tespit ediyoruz. Ardından kısa, orta ve uzun vadeli projeler geliştiriyoruz. İlk etapta acil ihtiyaçlara odaklanıyoruz; temiz su kuyuları, gıda ve sağlık destekleri gibi. Ardından daha sürdürülebilir çözümler üretiyoruz; Tarımsal kalkınma, eğitim, yetimhane destekleri, meslek edindirme gibi…
Yani sadece yardım ulaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda bölgenin kendi ayakları üzerinde durabileceği bir yapı kurmaya çalışıyoruz. Çünkü bizim için en büyük yardım, bir gün yardıma ihtiyaç duymayacak hale gelmelerini sağlamak.
- Yerel halkla ilişkileriniz nasıl? Kalıcı ve sürdürülebilir çözümler üretme noktasında nasıl bir yöntem izliyorsunuz? Sadece “yardım götüren” değil, aynı zamanda “birlikte üreten ve inşa eden” bir yaklaşımınız var mı?
Çok güzel bir soru, çünkü bizim yaklaşımımız tam da bunun üzerine kurulu. İnsan İzi olarak sadece yardım götüren değil, birlikte üreten ve inşa eden bir anlayışı savunuyoruz. Bu yüzden yerel halkla ilişkiler bizim için olmazsa olmaz. Bölgedeki temsilcilerle, kanaat önderleriyle, halkın içinden gelen insanlarla sürekli istişare halindeyiz. Bir proje planlıyorsak, önce onları dinliyor, ihtiyaçları birlikte değerlendiriyor, sonra harekete geçiyoruz.
İnsan İzi’nin belki de en anlamlı ve kapsamlı projelerinden biri Tanzanya’nın Darüsselam şehrinde inşa etmeye hazırlandığımız ‘İyilik Köyü’ olacak. Bu proje, sizin de söylediğiniz gibi anlık yardımlardan çok, bir bölgeyi uzun vadede kendi kendine yetebilen hatta yardım edebilen bir yapıya dönüştürmeyi hedefliyor. Kıymetli mimarımız Enes Aluç’un bölgeye giderek yaptığı detaylı çalışmalar sonucunda tüm planlar hazırlandı. İnşallah yıl sonunda temelini atacağız. Bu proje sadece insani yardım anlamında değil, aynı zamanda sivil toplum anlayışına da yeni bir soluk getirecek.
- Sizin için “yardım” sadece maddi bir faaliyet mi? Yoksa manevi ve kültürel bir boyutu da var mı? Afrika’da karşılaştığınız manevi atmosferi ve insan ilişkilerini nasıl tarif edersiniz?
Bence yardım sadece maddi bir şey değil. Hatta asıl olan, manevi tarafı. Türkiye’de çoğu zaman yardım denince akla para, erzak, kıyafet geliyor… Ama benim için esas mesele bir insanın kalbine dokunabilmek, yanında olduğunu hissettirebilmek.
Bu sadece Afrika için değil, dünyanın her yeri için geçerli. Sahada gördüğüm şey şu: Gönülden yapılan işler, samimiyetle atılan adımlar gerçekten daha çok iz bırakıyor.
Ve dürüst olmak gerekirse… Biz bu yardımları aslında sadece Afrika’ya, Asya’ya ya da Gazze’ye yapmıyoruz. Bu mücadeleyi en çok kendimiz için veriyoruz. Çünkü oradaki insanlar çoğu zaman bizden daha huzurlu, daha onurlu yaşıyorlar.
Benim çok sevdiğim bir söz var, biz İnsan İzi’nde de sıkça kullanırız: Rahmetli Ayşe Şala’nın sözüdür… ’Kıyamet günü Yaratıcıya anlamlı ve onurlu bir hikâye anlatabilmeliyim.’
İşte mesele tam olarak bu. Gönülden bir hikâye bırakabilmek.
- Dernek faaliyetleri sırasında karşılaştığınız en büyük zorluklar neler? Bu zorluklara rağmen sizi bu yolda motive eden şey nedir?
Aslında zorluklar beni çok fazla ilgilendirmiyor. Evet, yoğun, yıpratıcı, yorucu süreçler yaşıyoruz. Ama bence zaten olması gereken bu. Bu yola talip olmuşsan, şikâyet etmek gibi bir lüksün olmuyor. Çünkü bu bir emanet, bir sorumluluk.
Ben hep şöyle düşünüyorum: Allah son nefesimize kadar bu mücadelede yanımızda olsun, zorlarımızı kolay kılsın. Bizim motive olmaktan başka çaremiz yok. Çünkü yapılacak daha çok iş, atılacak daha çok adım, ulaşılacak daha çok insan var.
Kısacası zorluklar değil, hedefler bizi yönlendiriyor.
- Afrika özelinde veya küresel ölçekte yürütmeyi düşündüğünüz başka insani projeler var mı?
Bugün uzay turizmini, yapay eti konuştuğumuz bir çağdayız… Biz de İnsan İzi olarak artık Afrika için de daha farklı bir şeyler söylememiz gerektiğinin farkındayız.
Yapay zekâyla karakterler ürettiğimiz, dijital sergiler kurguladığımız bir dünyada, neden aynı teknolojik imkânları Afrika’nın ihtiyaçları için kullanmayalım? İşte bu düşünceden yola çıkarak Tanzanya’nın Darüsselam şehrinde hayata geçirmeyi planladığımız ‘İyilik Köyü’ projesi ortaya çıktı. 70 dönüm üzerine inşa edeceğimiz proje birçok donatıdan meydana gelecek.
Bu proje sadece barınma ya da gıda desteği değil; aynı zamanda sürdürülebilir, teknolojiye dayalı üretim kültürünü yaygınlaştıracak bir model olacak. Günlük yaşamda dijital teknolojileri kullanan, kendi kendine yetebilen, gençlere yeni ufuklar açan bir köy hayal ediyoruz.
-Çok teşekkür ederiz Umut Hocam.
Beni dinlediğiniz için ve nezaketiniz için ben teşekkür ederim.
